Nazife…

Bu yazının bazı bölümlerini siz anlayamayacaksınız belki ama O anlayacak... Bu yazı O'nun için...Yatılı okula başlayalı sanırım birkaç ay olmuştu. Yatılı okumanın ilk heyecanları yerini onca insanla bir arada yaşamanın korkutucu gerginliğine bırakmıştı. İnsanları tanımayı, onlarla baş etmeyi, onları anlamayı, anlamamayı, onları sevmeyi ve affetmeyi öğreneceğim önümdeki çetin yılların henüz başındaydım. 13 yaş... Küçük bir... Okumaya Devam et →

Paris…

Paris'teyiz... Doğrusu İtalyanlarla hatta bizimle kıyaslayınca daha mutsuz, asık suratlı görünüyor Fransa'da yaşayan insanlar. Her adım başı bir evsize rastlamak mümkün, erkek ya da kadın evsizler... Evsizler,  Paris dokusunun doğal bir parçasına dönüşmüş gibi. Burada bizdeki evsizlerden biraz daha farklı bir durum var sanki. Mesela burada 40'lı yaşlarında gruplar halinde metroda takılan, muhtemelen metroda yaşayan... Okumaya Devam et →

Kaybedilen Kadınların İzinde…

İki hafta önce Elif Şafak'ın suratına yapıştırdığı sahte iç bayıltıcı gülümsemesi, özenle tasarlanmış kötü bir Virginia Woolf taklidi olan saçları ve duruşuyla çektirdiği fotoğraflardan birini idefix'in ana sayfasında görünce içimi yine o bildik rahatsızlık duygusu doldurdu. Nereden bilebilirdim ki bu iç bunaltıcı popüler kültür simgesinin beni kaybedilmiş kadınlar dünyasına dair bir yazı yazmaya sürükleyen bir... Okumaya Devam et →

Akşam yazması…

Kısa kısa yazacağım bugün. Uzun süredir yazmamıştım. Sanırım artık kendimi rahat hissetmiyorum burada. Belki beni kimsenin tanımadığı bir bloga taşınmalıyım ve uçsuz bucaksız bir boşlukta yeniden yazmalıyım. Bilemiyorum karar veremedim henüz. Duygusal olarak bağlandığım, hayatımın çok önemli zamanlarını paylaştığım bu bloga veda etmek zor geliyor doğrusu. Her neyse şimdilik düşünmeyelim bunları, yazalım sadece...İstanbul'a geleli neredeyse... Okumaya Devam et →

Evlilik

        En yakın iki arkadaşımın iki hafta arayla evlenmesi, ister istemez beni biraz tedirgin edici bir alanda gezinmeye zorladı: "Evlilik" ... Özellikle iş yerinde beni biraz bunaltmaya başlayan "darısı başına", "sıra sende artık" vs. vs. temennilerinin beni neden rahatsız ettiğini kurcalamak zorunda hissettim kendimi. Beni rahatsız eden bu temenninin kendisi olabilir mi?... Okumaya Devam et →

Muharrem’i anlamak…

Cuma günü Zeki Demirkubuz'un yeni filmini, "Yeraltı" nı izledik arkadaşlarla. Filmden çıktığımda aklım karışıktı filmi sevip sevmediğim konusunda karar veremedim bir türlü. Filmin insanın içinde sıkıntı yaratan halinin, biraz da uyarlandığı "Yeraltı'ndan Notlar"ın atmosferinin izi olduğunu düşünmüştüm. "Yeraltı" hakkında yazılan eleştirilerde de ortak bir yönelim yok gibi. İtiraf etmem gerekir ki filmi kararsızlığımla birlikte aklımın... Okumaya Devam et →

f

Facebook'ta ve benzeri sanal sosyal ortamlarda beni rahatsız eden bir şeyler var. Doğrusu tarif edemiyorum ya da tanımlayamıyorum rahatsız eden şeyi. En azından "tam" olarak tanımlayamıyorum, yarım yamalak işte... Sanırım bu "sosyal izlenim yaratım süreci" rahatsız ediyor beni. Yani suni popülarite yaratım ve bu suni popülariteyi gerçek hayattaki bir popülariteye tahvil etmeye çalışma süreci. Oysa... Okumaya Devam et →

Bir "an" ve kelimeler…

Bir keresinde arkadaşlarla sinema ve edebiyat üzerine bir tartışma yaptığımızı, hayatı görüntülerle anlatmanın tartışılmaz üstünlüğünü savunan arkadaşıma karşı edebiyatın ve kelimelerin insanın başını döndüren büyüsünün ve zihnimizin sınırları belirlenemeyecek ölçüde geniş canlandırma gücünün yanında yer aldığımı hatırlıyorum. O zaman da kelimelerin gücüne inancım ve hayranlığım en az bugünkü kadar büyüktü. Tartışma sırasında "Issız bir adaya... Okumaya Devam et →

İstanbul’da bahar…

İstanbul'da Bahar...İstanbul'da Aşk... Mektuplarınız gecikiyorsa hemen kızmayın gecikmenin romantik bir nedeni olabilir bence 😉 Mart 2012 Fındıklı sahili...

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑