Bir Başarısızlığın Anatomisi -3- Ommmm- şiiişşşt – piiiisssst- İmdaaat !!!!

2017 Şubat ayında bir gün…

person rolling green gym mat
Photo by rawpixel.com on Pexels.com

İKİNCİ GÜN…

     Neredeyse uyanamıyordum. Saatim 5:45’te çaldı ve ben yapılmaması gereken en büyük hatayı yapıp beynime kendini kandırması için gereken üç dört saniyeyi verdim. Neyse ki şansım vardı ve çok geç olmadan tuzaktan kurtuldum. 5:45’te olmasa da 5:50’de kalkmayı başarmıştım. Bu nedenle bugünü başarılı geçmiş sayıyorum.

 

     Ama bu küçük uyarı bana daha dikkatli olmam gerektiğini hatırlattı. Erken kalkmak konusunda şimdiye kadar duyduğum en işe yarar tavsiye şöyle: “Alarm çaldığında asla kendine düşünmek için fırsat verme. Kendini hemen yatağın dışına at. Çünkü düşünmek için fırsatın olursa mutlaka içindeki erteleme canavarı savaşı kazanacaktır. O yüzden asla kaybedeceğin savaşlara girme.” Bu gerçekten denenmiş ve işe yarar bir tavsiye.

       Gelelim günün geri kalanına… İlk iş olarak büyük bir bardak limonlu ballı su içtim. Doğrusu o sırada bunun tam olarak ne işe yaradığını hatırladığımı söyleyemem, ama hemen hemen tüm iradeli sabah insanlarının yaptığı şu limonlu ballı su içme olayı bana epey havalı geldi ve 40 günlük rutinime bunu da ekleyiverdim. Üstelik sabahın köründe kalkıp limonlu su içmek için kendinizi pek bir önemsemeniz gerekir ki, aslında insanın kendini önemsediğini hissettiren küçük çabalar, yapılan şeyin kendisinden bile daha faydalı olabiliyor bazen.

      Daha güneş doğmadan, ballı limonlu su içen ben,  tabii ki bu üstün çabalarımı 10 dakikalık yogamsı bir şeyler yaparak taçlandırdım. Yogamsı diyorum çünkü yoga matının üstünde bir yandan mobil telefondan yoga hareketlerini izleyip diğer yandan her hareketimde üstüme atlayıp oramı buramı ısıran oyuncu yavru kedimizi saf dışı etmeye çalışırken yaptığım garip figürlerin yogayla ilgisi olamaz.

 

      Yine de ikinci gün için hiç de fena olmayan bir sabah performansı gösteriyordum, erkenden hazırlanan, ufak kahvaltısını hazırladığı yetmemiş gibi bir de kendine kahve yapan bir insan olarak yüzümdeki gururlu ifade, görülmeye değerdi doğrusu. Tam “Bu hızla gelecek hafta Nirvana’da olurum” diyordum ki evimiz o sesle yankılandı bir anda bütün dünyam aydınlandı: “Anneeeee! Gel”.

    Evet okuyucu, tüm bu garip şeyleri iki yaş krizinin tatlı yollarında koşmakta olan bir çocuğum varken deneyecek kadar delirmiş olmalıyım.

     Bir kez daha “Anneeeee”….. Gülümseyerek uyanan kuzucuğun birdenbire o gün huysuz olmaya karar vermesinin ardından her şey değişmeye başladı. İlk anda epey havaya girmiş ve sabah güneşini karşılamanın tatlı heyecanıyla…………………………………………………………

………………………………………………………………………………………………………………

     Yukarıdaki cümleye ne olduğunu merak ediyorsan söyleyeyim. Uyuyakaldım. Evet evet sanırım ikinci günün özeti bu oldu. Sabah 05.50’de başlayan iş, koşuşturmaca ve etrafımda dört dönen hayat ışığımın sarhoş ediciliğiyle geçen koca bir gün, sonunda 23:30’da bilgisayar ekranına bakan gözlerimin her şeyi çifter çifter görmeye başlaması ve sonunda uyuyakalmamla nihayetlendi.

     Yine de ikinci gün için söyleyebileceğim şeyler şunlar: Sabah erken uyanmak iyi geldi bütün gün kendimi epey gururlu hissettim. Öncelikle önceki gece verilmiş bir kararı uygulamak, güne bir hedefe varmış olarak başlamak maçta daha ilk dakikada gol atmışsınız gibi iyi hissettiriyor. Bir de nedense otobüs durağında beklerken saçma sapan bir ayrıcalıklılık hissi sardı beni. Sanki oradaki herkes yataktan son anda zar zor kalkmış da bir ben bir nevi ninja disipliniyle her şeye hakim olan kişiymişim gibi. İkinci günde bu haldeysem kırkıncı günün sonunu hayal edemiyorum.

    İtiraf etmem gereken kısım ise- ki bu kısmı yukarıda yarım kalan cümleyle anlatılmak istenen kısımdı-  ikinci günüm, huşu içinde bir Budist rahibi havalarında başlasa da bu halim bir saatçik sürebildi. Hayat ışığımın uyanıp mızırdamaya başlaması, sonra yukarıda torpil geçerek hatta ne torpil geçmesi düpedüz yalan söyleyerek sana küçük ısırgan bir yavru kedicik olarak tanıttığım ama aslında eşşek kadar olan ve hala oramızı buramızı ısırmayı bırakmayan Miya’nın yarattığı karmaşa sonunda kendimi evin içinde ve özellikle bir türlü uyanamayan sevgilinin başında dehşet saçarken buldum. Çok utanç verici…Yine de henüz yolun başındayım Okuyucu, vazgeçmek yok…

Bir Başarısızlığın Anatomisi -1- Türk Gibi Başlamak…

Bir Başarısızlığın Anatomisi -2- Erken Çok Erken…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: