Nazife…

Bu yazının bazı bölümlerini siz anlayamayacaksınız belki ama O anlayacak… Bu yazı O’nun için…

Yatılı okula başlayalı sanırım birkaç ay olmuştu. Yatılı okumanın ilk heyecanları yerini onca insanla bir arada yaşamanın korkutucu gerginliğine bırakmıştı. İnsanları tanımayı, onlarla baş etmeyi, onları anlamayı, anlamamayı, onları sevmeyi ve affetmeyi öğreneceğim önümdeki çetin yılların henüz başındaydım. 13 yaş… Küçük bir yaş mıydı acaba tüm bunlar için? Değildi, çocukların çok daha çabuk büyümek zorunda kaldıkları bir ülkede ben yine de şanslı çocuklardan biriydim. 

Yatılı okul insanı çabuk büyütür. İnsanı büyüten şey tercih yapmaktır. Hayatın her anında tercihlerimiz, seçimlerimiz, o yoldan değil de bu yoldan gitmeye karar verişlerimizdir bizi büyüten ve yatılı okulda hayat ve seçilecek yollar karşısındaki o yalnız kalış hali insanı biraz da örseleyerek ama hızlıca büyütüverir. 
Mesela benim önüme çıkan ilk ciddi yol ayrımı ve seçim, yastığımı ranzamın hangi tarafına koyacağıma ilişkindi. Basit ve önemsiz bir konu gibi görünüyor değil mi? Oysa çok önemliydi hayattaki diğer seçimlerimin anahtarıydı yastığı koyacağım taraf. Birkaç gün geç gelmiştim okula ve ben yatakhaneye yerleşene kadar en iyi yerlerdeki yataklar kapılıvermişti tabii. Sonuçta bana kalan yatak pek de iyi bir yerde sayılmazdı Yozgat’ın sert kışlarında kafanızı pencereden esen soğuk rüzgarlara dayamak pek de iyi bir fikir değil sonuçta. Her neyse yapacak bir şey yoktu bana kalan yatağa payıma düşen battaniye ve nevresimleri serdim yastığımı soğuk camdan uzağa yerleştirdim ama bir gariplik vardı yatakhanedeki tüm yastıklar belli bir yönde duruyordu benimki ise diğer yönde. Çok geçmeden etraftan gelen uyarıyla tuhaflığın nedeni belli oldu. Yatakhanedeki bütün yastıklar kıbleye göre düzenlenmişti. Sorgulayan yabancı bakışlar karşısında ilk seçimimle baş başaydım saçma bulmama rağmen üstüme üstüme gelen bütün yastıklar nedeniyle başımı soğuk cama mı dayayacaktım yoksa yatakhanede tersine giden tek yastığın sahibi mi olacaktım. Seçimimi başımdan yana yaptım sonuçta başımın uzunca yıllar işime yaraması gerekiyordu ona iyi bakmam gerekirdi değil mi?.,,
Seçimimi yaptım ama bu yastık seçimi, aynı konuda karşıma çıkacak yol ayrımlarının ilkiydi sadece. Sonuçta yaptığım seçimlerin hayatımı çok da kolaylaştırmadığını söylemeye gerek yok sanırım. Bu ülkede yastığını ters tarafa koyan insanların yaşamı çok da kolay değil. 
İşte böyle başlamıştı yatılı okul hayatım, şimdi geçmişe bakınca ne kadar küçük ve toy olduğumu görüyorum da kendi çocukluğuma şefkatim kabarıyor. 
Sonra bir gün yatakhanede kalan son yatağa biri yerleşti. En soğuk köşedeki en soğuk yataktı. Okul başlayalı birkaç ay olmuştu ve O, gizemi, sert bakışları ve sertliğin arkasına gizlenmiş hüznüyle aramıza katıldı. Soğuktu, sessizdi, korkutucuydu biraz. Oradan oraya koşturan olgunluktan nasibini almamış benim de içine dahil olduğum kız çocuklarının içinde olgunluğuyla sanki başka bir dünyaya aitti. Sessizdi, izliyordu sadece…İzliyordu ve okuyordu. Sığındığı o ranzada sürekli okuyordu. Sanırım okuyarak kurtulmaya çalışıyordu içinde kopan fırtınalardan. 
İkimizin de kimsenin pek de farkında olmadığı ve anlayamayacağı dertleri vardı. Her ikimiz de yatılı okula gelirken çetin yollardan geçmiştik, O’nun acıları tazeydi, öfkesi büyüktü ve bense gelirken endişelerimi sırt çantamda getirmiştim ve aklım, korkularımla birlikte evimdeydi. Yine de sanırım ben öyle küçüktüm ki kendi sıkıntılarımın büyüklüğünü bile tam olarak kavrayamamıştım. Neyse ki…
Sonra bir akşam yatakhanede kimse yokken üşümemek için battaniyesine sımsıkı sarılmış elinde her zamanki gibi bir kitapla uzanırken bana baktı ve “Sen diğerleri gibi değilsin” dedi. Doğruydu söylediği ve O da diğerleri gibi değildi ve biz dost olduk. Benzerliğimiz, farklılığımızdı … O sertti, keskin bakışları gibi keskindi sözleri. Arada bozuşurduk da ama aramızdaki görünmez bağı hep hissederdim. Diğerleriyle aramızda oluşan uçurumun yarattığı bağı…
Sonra okulda fırtına gibi esen gerici cemaatçi örgütlenmeye kaptırdık tüm sınıf arkadaşlarımızı. Evlerinden uzağa gelmiş körpecik çocuklardık ve okyanusun ortasında seyreden bir sala doluşmuştuk. Salın çevresi köpek balıklarıyla sarılmıştı ve köpek balıkları tek tek sınıf arkadaşlarımızı avlıyordu. Sonuçta lise bittiğinde salın üzerinde sadece O, ben ve belki birkaç kişi daha kalmıştı. 
Biz yola devam ettik ve aynı fakülteyi kazandık. İkimiz de hukuk eğitimi aldık. Zamanla koptuk birbirimizden ben başka yollar ve şehirler seçtim O, başka yollar ve şehirler seçti. İkimiz de kendi hayatlarımızda çok yol katettik. Hele O öyle çok yol aldı ki..Tırnaklarıyla, direngenliğiyle, gururuyla, dik başıyla var etti kendini…

Önceki gün bana yolladığı hediye elime ulaştı; küçük bebeğimiz, Işık  için minik bir kumaş kitap… Kendini kitaplarla var eden arkadaşım hediye olarak elbette bir kitap seçmişti…Işık’ın eline alıp çokça da yemeye çalıştığı o kumaş kitaba bakınca o soğuk yatakhanede, ranzasına ve kitaplarına sığınan, yaralarını kitap sayfalarıyla saran arkadaşım Nazife’yi düşündüm. Nazife’yi, okul yıllarını, zamanın akışını, şu an Anadolu’nun soğuk kentlerinde ranzalarında kitaplarına sığınan bütün çocukları ve Nazife’nin tatlı oğullarının böyle savaşçı bir anneye sahip oldukları için ne kadar şanslı olduklarını düşündüm… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: