Paris…

Paris’teyiz… Doğrusu İtalyanlarla hatta bizimle kıyaslayınca daha mutsuz, asık suratlı görünüyor Fransa’da yaşayan insanlar. Her adım başı bir evsize rastlamak mümkün, erkek ya da kadın evsizler… Evsizler,  Paris dokusunun doğal bir parçasına dönüşmüş gibi. Burada bizdeki evsizlerden biraz daha farklı bir durum var sanki. Mesela burada 40’lı yaşlarında gruplar halinde metroda takılan, muhtemelen metroda yaşayan insanlar var, çoğu Afrikalı göçmenler… 
Metro sistemi neredeyse kusursuz işliyor, her yere metroyla ulaşmak mümkün görünüyor. Bununla birlikte metroda da genellikle tek başına yolculuk eden mutsuz görünümlü insanlar çoğunlukta. Beyaz Fransızlar umursamaz, göçmenler ve özellikle Afrikalılar meydan okuyan gözlerle bakıyorlar etraflarına. En mutsuz görünenlerse Afrikalı kadınlar gibi geldi bana.
Dün metroda karşımıza parmaklarına altın yüzükleri sıralamış Afrikalı bir erkekle beyaz bir kadın oturdu. Kadın, bir kozmetik mağazasından aşırdığı makyaj malzemelerini cebinden teker teker çıkarıp adama verdi. Anlaşılan içinde bilinçli bir sökük oluşturularak mesleğe uygun hale getirilen o cepten neredeyse 50’ye yakın göz, dudak kalemi, onlarca ufak far kutusu ve fondöten çıkmasını biz kaçamak gözlerle ama hayretle izledik. Bununla birlikte işin asıl ilginç tarafı vagonda bizden başka herkesin duruma karşı ilgisizliği ve ortada günlük olağan bir şey varmış gibi davranmalarıydı. Üstelik hırsız çift için de nefes almak kadar doğal görünüyordu her şey.
Burada tarihin kendine has, acımasız ve çarpık da olsa bir çeşit adaleti olduğuna inanıyor insan. Yıllarca uzak ülkeleri uzaktan sömürüp nezih hayatlarına devam edebilen, sömürü sistemlerinin neden olduğu düşkünlüğü hayatlarından uzak tutan Avrupalıların, emperyalizmin enerji kaynağı sanayi devriminin sağladığı ulaşım olanaklarının da etkisiyle yarattıkları yoksulluğun tehdit edici sonuçlarıyla koyun koyuna yaşamak zorunda kalmaları bir çeşit intikamcı adalet olarak değerlendirebilir… Ama sonuçta kimseye mutluluk getirmeyen, yoksulluğu süreklileştiren bir adalet bu.
Paris’te daha uzun süre kalmak ya da yaşamak insanın bakış açısının farklılaşmasını buradaki yaşamı daha iyi anlamayı sağlayacaktır. Ancak bizim kısa süreli Paris gezimizin ilk düşündürdükleri, ilk notları bunlar şimdilik…

Paris…” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. “Intouchables” filmi de sanırım sömürgeciliğin yarattığı sosyal uçurum suçuna hafifletici bir yaklaşım; varlıklı/soylu'nun varlıksız getto'luya bir tür sahte sempatisi gibi okunabilir. Parıs'de geçen filmden sonra yazını okumak çok uydu..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: