La Zona

Haftasonu izlediğim filmlerden biri La Zona idi. 2007 Meksika yapımı bu filmden bahsetmek istiyorum çünkü bahsedilmeyi hakediyor.
—-spoiler—- Film, Mexico City’de, gecekondu bölgelerinin ortasında zengin insanlar için kurulmuş son derece düzenli, “güvenli” ve mahkeme kararıyla özerk olduğundan polisin bile içeri giremediği özel bir yerleşim bölgesinde geçiyor. Etrafı yüksek duvarlar ve dikenli tellerle çevrili olan La Zona’da insanlar “cennet” hayatı yaşıyorlar. Sokaklarda gizli kameralar ve özel güvenlik elemanları güvenliği sağlıyor ve insanlar bu düzenli, temiz ve her şeyden önce güvenli yerleşim yerinde refah içinde yaşıyorlar. Ancak bir gece kopan fırtınanın dış duvarlardan birine devirdiği reklam panosu ve kesilen elektrikler, La Zona sakinlerinin ölesiye korktukları gecekondu insanlarına cennetin meyvelerinden birkaç ısırık almak için içeri girme fırsatını veriyor. İçeri giren üç hırsızdan biri girdikleri evdeki kadını öldürüyor ve hırsızlardan ikisi bunu olay yerinde öldürülerek ödüyor. Üç hırsızdan birinin kaçması ise La Zona sakinlerinin huzurunu kaçırıyor. Bundan sonra özerkliklerini kaybetmemek için polisi içeri sokmak istemeyen ve aynı zamanda işledikleri cinayetleri örtbas etmek isteyen medeni ve zengin La Zona sakinlerinin henüz 16 yaşındaki küçük hırsızı yakalamak için başlattıkları insan avını izliyoruz. —spoiler—




Film hakkında daha fazla bilgi verip izleyeceklerin tadını kaçırmak istemiyorum. Ancak filmin bana düşündürttüklerini paylaşabilirim ser verip sır vermeden. La Zona ya da bugün her yerde gördüğümüz yalıtılmış bölgeler kimilerine göre refahı ve güvenliği simgeliyor oysa gerçekte simgelediği şey sefalet ve korkunun ta kendisi. Toplumda sefalet ve korku arttıkça oluşuyor La Zona ya da diğer yüksek güvenlikli zengin insan siteleri. Kısacası kimileri için gelişmenin ölçüsü sayılan bu yerleşim yerleri gerçekte tam tersi yoksullaşmanın boyutunu ölçmek için kullanılabilir.
La Zona’da olanlar filmin başında kurulan güvenlik- şiddet ayrımının bir anda ters yüz olmasını gösteriyordu yani şiddetten kaçtıkları için kendilerini güvenli duvarlara hapsedenler bu kez o duvarlar içinde şiddeti kendileri doğurdular, kaçtıklarını söyledikleri şey olmuşlardı sonunda. “Peki bu bir kader mi?” diye düşündüm sonunda filmin? Filmin anlattığı, duvarların içinde ya da dışında fark etmeksizin şiddetin insanın içinde gizlendiği miydi? O halde kaçınılmaz mı şiddet?
Sonra insanlar neden doğada tek başlarına değil de topluluklar halinde yaşamaya başlamışlardı diye düşündüm. Elbette insan sosyal bir varlık, ama neden? Bunun bir nedeni olmalı, ilk insanların toplu yaşamalarının en önemli nedeni muhtemelen korunma ihtiyacı idi, vahşi hayvanlardan ve diğer tehlikelerden korunma… Şimdi toplu yaşamın kendisinin tehlike kaynağına dönüşmesi ilginç değil mi? Toplum giderek her biri diğerinden ölesiye korkan insanlar bütünü haline geliyor.
—spoiler—Filmde dikkat çeken bir diğer şey ise çok demokratik görünen La Zona’nın nasıl kolayca sakinlerin birbirlerine baskı uyguladıkları bir sisteme dönüşebildiği, insan avına karşı çıkan birkaç aklıselimin korkunun gücüyle beslenen şiddet yanlılarınca nasıl kolayca sindirilebildiğiydi. —spoiler—
Asıl korkutucu olansa bir yönetme aracı olarak “korku”nun gücünün büyüklüğü ki insanlık bu gücü 11 Eylül’den sonra ABD’nin Irak’ta Afganistan’da hatta kendi ülkesinde yaptıklarıyla çok daha korkunç bir biçimde sınadı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: